English

Günlük

« önceki

EL FLACO GÜNLÜKLERİ..... 2

31 Ocak 2012 Salı

İkinci Bölüm:

Gezintilerimiz sırasında Salı günkü Turquoise Shoes ziyareti sırasında Sevgili Öykü Oral’ın El Flaco ile bir söyleşi yaptığını söylemiştim ya, işte o söyleşiden yaptığım alıntılarla kendi şahit olduğum şeyleri bir araya getirip aşağıdaki bölümü hazırladım.

Dany amca oldukça mütevazı ve eğlenceli biri olmasına rağmen tango ve yemek konusunda kendisini memnun etmek oldukça güç şeyler. Bu durumu buraya gelişinin ilk gününden son geceki video çekimlerine kadar defalarca deneyimledim.

Öncelikle buradaki tango kültürünün kendi algıladığından çok farklı olduğunu söyledi. Onun için tango, kadına sahip çıkmak ve kollamakmış. Tangoda figür peşinde koşulmaz, adım adım yürünür diyor ve şunu ekliyor: “Tangoyu beklemek gerekir”. Bu laf beni öldürdü işte. Tangoyu beklemek gerekir. Ne kadar doğru bir anlatım. İster istemez, pistlerimizde partnerine boleo attırırken bir sonraki figürün ne olacağını düşünen erkekler aklıma geliyor. Beklemek ne kelime, kaçan otobüsü yakalamaya çalışan panikli yolcular gibiyiz.

El Flaco, hiçbir konuşmasında “ben en iyiyim”i hissettirecek bir kelime bile harcamadı. Yaşayan en eski dansçılardan olması, 60 yılını pistlerde geçirmiş olması ve “milonga con traspie”yi ilk kendisinin yapmış olması da tevazu göstermesine engel teşkil etmiyordu. “İlk olabilirim ama en iyi değilim. Bir sürü dansçı arkadaş var ve hepsi kendi tarzlarında müthiş dans ediyorlar” diye ifade ediyor durumu. İster istemez bizdeki bazı arkadaşlar geldi aklıma. Bazen kendilerini öyle bir anlatıyorlar ki tangoyu kendilerinin keşfettiğini bile sanabilirsiniz. Ya da rakiplerini o kadar yerden yere vuruyorlar ki “ben bunların arasında eşsiz bir pırlantayım” havası ortaya çıkıyor. Peki herkes pırlanta da neden halâ ben Point’te “arkadaşlar, lütfen temiz piste dikkat edelim” diyince bir çok tangocu Point’ten ayağını kesiyor ?... Pardon konu neydi ? Haa.. El Flaco ve tevazu.. Tamam, hemen Dany’nin bu konudaki kapanış cümlesini yazayım: “Şimdiki gençler klonlanmış gibi. Hepsinin adımları, hareketleri aynı. Oturup videoya çeksek hiçbirinin kendine özgü stili olmadığını göreceksiniz” diyor. Aslında tam olarak katılmıyorum bu cümleye. İllâ kendi stili olacak diye bir şeyin gerektiğine inanmıyorum çünkü. Buenos Aires milongalarında dans edenlerin hepsi kendine özgü mü dans ediyor ? Hayır. Ama tangonun ruhuna aykırı dans etmiyorlar. İşte asıl nokta bence bu.

Cumartesi günkü milongada teşekkür konuşmasının bir yerinde fırça atar gibi herkese “rondaya uyun, önünüzdekini sollamayın” gibi uyarılarda bulunduğunu anlatmıştım. Gittiğimiz tüm milongalarda bana hep aynı şikayetleri iletti. “Pist etiği diye bir şey yok” dedi. Bir de “neden herkes açık tutuyor, tangonun ruhu nerede” diye dertleniyordu. “Peki burada böyle de Arjantin dışında nerede iyi” diye sorunca hiç düşünmeden İsrail örneğini verdi. Orada neredeyse herkes kapalı dans ediyormuş ve pist etiğine oldukça uyuyorlarmış. Bunun nedeni olarak da orada çok fazla Arjantinli yerleşik eğitmenin olduğunu söyledi. Yani sadece tangoyu değil, tango kültürünü de öğretiyorlar dedi. Bence de oldukça önemli bir fark bu. Her zaman doğru olacağı anlamına gelmiyor ama. Örneğin İstanbul’da eğitmenlik yaptığını gördüğüm bir Arjantinli biraderin orada Villa Malcom pistini nasıl dağıttığını gözlerimle gördüm. Nerede bu kültür ?? Öte yandan bizim dansçılarımızın acaba kaç tanesi derslerde figür yerine kural öğrenmeyi tercih ederdi diye düşünmeden de edemiyorum. Bu noktada şöyle bir cümle canlanıyor gözlerimin önünde: “Yemişim kabazeosunu. Ben gider, kadını kolundan tutar kaldırırım dansa…” !.. Türküm, doğruyum, kabayım.

Günlükcüm, şu açık tutuş – kapalı tutuş konusu oldukça çok tekrarlanan, sıkıcı bir konuşma haline geldi. Benim tercihim malum, milonguero stili. Kimisi içinse kadına çok yakın olmak tangoyu öldürüyor, çünkü figür yapılamaz hale geliyor. El Flaco Dany ise şöyle diyor: “Açık tutarak yapılan dans tango değildir. Bir hareket yapmak için partneri zaman zaman açabilirsiniz ama devamlı açık tutmak diye bir şey olmamalıdır. Tango benim için kadını kollarının arasına almaktır. Onu kollarımın arasına aldığımda onun yumuşaklığını hissetmeliyim. Açık dans edenlerin bu duyguyu yaşadığını sanmıyorum. Amacım eleştirmek değil, benim tarzım bu” diyor. Bu konuda kendisine %1000 katılıyorum. Aslında oldukça erotik, hatta belki pornografik bir benzetme yapabilirdim ama yanlış yerlere çekilebileceği için vazgeçiyorum. Bunu sonra, kulağına fısıldamayı tercih ederim Sevgili Dostum.

İstanbul Aires diye –afedersin- kıçımı yırtarken bir maestro tarafından böyle yerden yere vurulmak çok da hoşuma gitmedi doğrusu. Galiba düşündüğümden de .oktan durumdaymışız dedim. İmdada Öykü’nün sorduğu bir soru ve El Flaco’nun verdiği yanıt yetişti. Öykü “İstanbul tangonun neresinde sizce” diye bir soru yöneltti. Cevap şöyleydi: “Arjantin’de tango %100 ise başka hiçbir ülkede bu oranı yakalamak mümkün değil. Çünkü tangonun ruhu Arjantin topraklarında. Ancak bir çok ülke gezdim. İstanbul oldukça iyi bir konumda. Tangonun %70-80’ini katetmişsiniz. Tangoda Arjantin’den sonra Kolombiya ve Japonya’yı severdim. Şimdi bunların arasına bir de İstanbul’u ilave ettim. Kolombiya’da ne de olsa Latin kültürü var. Japonya ise çok farklı. Japonlar çok çok zeki, kültürlü ve sabırlı. Gündüz workshopta öğrendikleri figürü akşam saatlerce çalışıp ertesi günkü workshopa o figürü sanki aylardır yapıyorlarmış gibi geliyorlar. Bu disipin başka kimsede yok. İstanbul’da ise workshopta gördüğüm dansçılar oldukça yetenekli insanlardı. Doğru şeyler öğretildiğinde çok iyi noktalara geleceğinizi tahmin ediyorum”.

Daniel Garcia amcamın bu yorumuna da katılmamam mümkün değil. Tangoda çok yol almışız, bu bir gerçek. Ama kalan % 20’lik bölüm için egolarımızı yerle bir edip ciddi bir uğraş vermemiz gerekiyor. Çok doğru bir örnek olacak mı bilmiyorum ama aklıma gelmişken yazayım. İstanbul Tango Guide’ın Point’ten sonra en çok nerede dağıtıldığını biliyor musun ? Ne kadar çok dağıtılırsa bize o kadar faydalı olacağını kabul eden ve “benim olmayan bir ürünü niye destekleyeyim” fikrinden uzakta olduğu için Necmi Usta’da. Milonganın bir köşesinde masa üstüne bırakılan bir broşür veya Tango Guide’ın kimseye faydası olmuyor. Kime faydası dokunacağı düşünülüyorsa Guide direk eline verilip kısaca açıklamak da gerekiyor. Özellikle yabancılar açıklamayı duyunca önemli bir doküman tuttuklarını anlayıp “ooooo…“ diyorlar. Niño Bien’de bile Guide’ımız varken örneğin Armada’da olmaması ağırıma gidiyor. Bu konuyu bir hikayecikle kapatayım: Adama sormuşlar “karınız sizi aldatıyor mu” diye. Adam da yanıtlamış: “% 99 ihtimal aldatmıyordur ama o yüzde bir yok muuuu, bu ihtimal beynimi kemiriyor” demiş. Yani önümüzdeki % 20 düşündüğümüzden daha zorlu olabilir Sevgili Dostum.

İşte böyle… Böyle bir efsane dansçıyı tanıdığım, Türkiye’ye ilk kez ben getirdiğim, yaşarken ortak anılara sahip olduğum ve buradan mutlu bir şekilde uğurlayabildiğim için çok mutlu ve gururluyum. İleride, tangonun ülkemizdeki tarihçesi içinde onun kocaman harflerle adı yazarken belki yanında minicik puntolarla benim de adım geçebilir.

Beni dinlediğin için teşekkür ederim Günlükcüm.

Sevgiler,

Güralp

« önceki
                Web Stat