EL FLACO GÜNLÜKLERİ..... 1
30 Ocak 2012 Pazartesi
Sevgili Günlük,
Daniel Garcia, yani El Flaco Dany yani Türkçesiyle Sıska Dany ile tanışmamızın üstünden neredeyse bir yıl geçti. Bu bir yıl içinde yüzlerce yeni arkadaş tangoya başladı, bunun yarısı kadarı da tangoya küstü. Sadece tangoya başlayanlar değil, yıllardır tangonun içinde olanların büyük bir kısmı da El Flaco Dany adını sanırım ilk kez benim yazdığım duyurularda gördüler. Kimisi “Vay canına…” derken kimisi “Kim bu moruk yaa. Sevgili milongatörümüz neden adam gibi birini getirmez ki…” diye fikir yürüttü.
Buenos Aires’e gitmeden önce, orada görmeyi ümit ettiğim dansçılardan biriydi Dany amca. Gider gitmez nasıl tanıştığımı sana yazmıştım hatırlarsan (http://www.milongator.com/Diary_view.aspx?articleid=397). Geçen hafta amca buraya geldikten sonraki ilk fırsatta kendisine bunu sordum ve bir yıllık merakımın yanıtını aldım. Meğer o akşam Dany ve abisi beni Chayenne Kızılderililerinden gelme Amerikalı bir tanıdıklarına benzetmişler. Adam petrol zengini, evinde tango partileri veren bir adammış. Boşuna öyle hürmet etmedikleri anlaşıldı. Adama o kadar benziyormuşum ki galiba tek farkım cüzdanımın adamınkine göre kıl gibi ince oluşuymuş. Olsun, bu benzerlik benim işime oldukça yaramıştı.
Günlükcüm, bu yazıyı iki bölümde yazmayı düşünüyorum. Önce nereleri gezdik, neler yaptık gibi fiziksel konuları anlatayım. Aslında bunları çok da merak etmediğini biliyorum ama merak ettiklerini duyabilmek için biraz oyalanmayı tercih edeceğim. İkinci bölümde ise sohbetlerde geçen konular, tango hakkındaki görüşler gibi daha ilginç şeylere yer vereceğim.
Şimdi ilk bölüm:
Lucia gelmeden önceki iki gün boyunca El Flaco ve El Flaco Jr olarak kolkola epey gezindik. Hem Point’i hem de workshopların yapıldığı Innpark salonlarını çok beğendi. Innpark’taki büyük salonu aynen benim düşündüğüm gibi Buenos Aires’deki favori milongam Nino Bien’e benzetti. Kısa nostaljik tramvay gezisinin ardından Galata Kulesinin tepesinde İstanbul’u keşfederken çok etkilendi. Uzuuun yürüyüşle dolaştığımız Galata Köprüsü, Yeni Cami, Mısır Çarşısı turundan dönüşte yokuşları halâ önümde tırmanıyordu. Demek 75 yaşında bu kadar enerjik olunabiliyordu. O halde onun Jr’u olarak benim de öyle enerjik olma ihtimalim vardı. Yaşasındı…
Çarşamba akşamını dinlenerek geçirdikten sonra Perşembe akşamı Point’de milli oldu. Kendisine ayırdığım sandalyede fazla oturma şansı bulamadan bol bol dansa kaldırıldı. Pistte attığı ikinci adımda birinin gelip küüüt diye çarpmasının ardından 15 saniye kadar kendine gelemedi. İlk dakika içinde iki omuz daha yiyince artık ona bakmaya cesaret edemez hale geldim. Belki de bazı dansçı arkadaşlar iyi dansçılık bulaşsın diye ona nazikçe dokunmaya çalışıyorlardı, kimbilir… İkinci parçanın sonunda işkenceye dayanamayıp pisti terk etti. Biraz taraftar toplasak hemen şöyle bir tezahürat patlatabilirdik: “ Burası Türkiye.. Pistten çıkış yok !..”. Buenos Aires’ten yeni geldiği için pistimize adapte olması için bütün gecenin geçmesi gerekti. Aylarca, yıllarca “temiz pist” diye yırtınan ben değilmişim gibi, arada bana ters ters baktığını fark ediyordum. Amcaya dans ederken her çarpıldığında mideme ağrılar girdi. El Flaco’nun dans ettikleri içinde en beğendiği kızımız Ebru Sevinçler oldu. Hatta gecenin sonuna doğru gidip kendisini tekrar dansa davet etti.
Cuma günü Lucia’yı beklemekle geçti diyebilirim. Akşam Lucia gelir gelmez yemeğe çıktık. Yemek dediysem öyle deniz kenarındaki çok şık bir restaurantın cam kenarından bahsetmiyorum. Rakımızın tadına baktırmadan yabancı konuk ağırlamak bizim konukseveriğimizde yazmaz. Ben sevmesem de onların rakıyı tatmalarını engellemem doğru olmazdı. Hem de doğru meze ve doğru ambiansı yakalamalıydık. İstiklal yakınlarında bir ocakbaşı meyhanesine gittik. İtiraf ediyorum ki ben oralarda ilk kez bir meyhaneye gittim. Neyseki yediklerimiz fena değildi. Rakı konusu pek rağbet görmedi. İlk yarım saatin sonunda hepimiz biramızı içiyorduk. İki saat kadar sonra et ve sarımsak kokularından sıyrılıp T.Jean’deki NOA milongasına gittik. NOA’nın yıldönümü nedeniyle oldukça kalabalık salonu görünce biraz şaşırdılar. Dany amca birkaç kez dans etme girişiminde bulundu ama her seferinde pistten adeta püskürtüldü. Hiç kimsenin kapalı tutuşla dans etmediğini görüp hayretler içinde kaldı. Bana “Bütün İstanbul böyle mi yoksa sadece burada mı böyle” diye sorup durdu. Milongalarımızın genelde La Viruta tadında (!) olduğunu anlattım.
Cumartesi büyük gündü. Öğleden akşama kadar bitmeyen bir enerjiyle iki tane workshop verdi(ler). Akşam biraz dinlendikten sonra Point’te kendilerinin şerefine düzenlediğimiz milongaya geldiler. Üç milonga, bir tango ve on dakikalık bir konuşmadan oluşan gösterilerini gerçekleştirdiler. Sinyor Dany konuşmasının bir bölümünde, salondaki dansçılara seslenip “Neden rondada gitmiyorsunuz, niye önünüzdeki çiftleri sağdan-soldan geçmeye çalışıyorsunuz” gibi bizlere fazlaca bir şey ifade etmeyen sorular sordu.
Pazar günü öğleden sonraki workshoplar bittiğinde Dany’nin beli bir hayli ağrıyordu. Akşam otelde dinlenmeyi tercih edince Ponte’ye Lucia ile yalnız gittik. Yorgunluk nedeniyle az dans, çok sohbetten oluşan geceyi erken noktaladık. Ertesi günkü gezintileri salıya bıraktık. Birlikte yaptığımız tek şey bu kez amcayla erkek erkeğe Armada milongasına gitmek oldu. Bel ağrısından o akşam da dans etmek istememişti ama sadece farklı bir milongayı daha göstermek için oraya götürdüm. Eğitmenler dahil, dans edenlerin büyük bir kısmının açık dans etmesine hala şaşırmasına artık ben şaşırıyordum. Masadaki sohbetimiz “bu tango değil”, “ama bizde genelde böyle öğretiliyor” nakaratının tekrarları şeklinde geçti.
Salı günümüz ise sabahtan akşama kadar yoğundu. Önce Ayasofya müzesi, ardından Yerebatan sarayı. Sonra Sultanahmet Köftecisi ve Çemberlitaş (Buenos Aires’deki çakma dikilitaşın -Obelisk- gerçeğinin ne olduğunu gördüler), Kapalıçarşı ve Eminönü yoluyla Turquoise Tango Ayakkabılarının mağazasına gittik. Lucia’nın alış-veriş faslı ve Öykü’nün Dany ile yaptığı söyleşi işlerini hallettik. Sonra Point’e dönüp hazırladıkları eğitim videosunun bir kısmının çekimini yaptık. İki-üç saatlik molanın ardından tekrar buluşup yemek yedik ve My House milongasına doğru yola çıktık. İlk günler her yemekten somurtarak çıkarken Salı günü yediği her şeyden mutlu olması beni de mutlu etti.
My House milongasını oldukça beğendi. Hem dans kalitesi açısından hem de mekan olarak “Point’ten sonra ilk burası geliyor” dedi. Ne yani, parayı benden kazanırken en güzel yer olarak başka bir mekanı gösterir miydi… (Bence gösterirdi). Aydın hocanın kendilerini mutlu eden takdimlerinin ardından piste çıkıp iki adet milonga yaparak teşekkürlerini sundular. Milongadan çıktığımızda sordukları soru şuydu: “Gittiğimiz milongalarda gördüğümüz insanların neredeyse hiçbirini workshoplarda göremedik. Neden öyle” dediler. Bunun cevabını vermekte zorladım.
Milonga dönüşü otelde bir miktar daha çekim yaptık. 75 yaşındaki adamın gece saat 02:30’daki enerjisine hayran kalmıştım. Ertesi sabah erkenden kalkıp Romanya’ya uçtular.
Bugünlük bu kadar yeter Günlükcüm. Devamı yarın…
Güralp
|