English

Günlük

« önceki

BİLLUR SESLİ POINT

23 Aralık 2011 Cuma

Sevgili Günlük,

Depresif beyin insana neler yaptırmıyor ki… Örneğin, insanı hayatta tutan şeylerin ne olduğunu düşündüm bugün. Ve bunların bir sıralamasını yapsam dedim. Örneğin hava ilk sırada. Ortalama bir-iki dakika hava alamayınca ölüm kaçınılmaz oluyor. Sonra su. Vücut 2-3 günlük susuzlukla hayatiyetini devam ettiremez duruma geliyor. Üçüncü sırada ise yiyecekler var. Hiç bir şey yemeden bir haftadan fazla yaşamak mümkün. Sonra bunu daha da detaylandırmak mümkün. Hiç protein almadan veya hiç vitamin almadan ne kadar yaşanabilir gibi şeyleri listelemekten vazgeçip başka bir konuya atladım. “İnsanı medeni bir yaratık yapan nedir ?” diye sorusu kafamın içinde dolanmaya başladı.

Oldukça önemli bir soruydu bu. Toplum olmak, sosyal davranmak, düşünmek, din, teknoloji, silahlanma… Bir sürü değişkenler geçti aklımdan ama sonuçta tek bir şeyin çok önemli olduğunu fark ettim: ELEKTRİK. Düşünsene Günlükcüm, bir sabah kalktık ve elektrik kesik. Ve bir daha hiç gelmemek üzere gitmiiiiş !.. Biraz sonra gelir nasıl olsa diyerek güne başlıyorsun. Saatler geçmesine rağmen elektrik gelmiyor. Şirkete güçbela gidiyorsun, çünkü trafik lambaları çalışmayınca kavşaklar felç olmuş. Şirkette de elektrik yok. I-Phone’undan veya şirketteki kesintisiz güç kaynaklarına bağlı bilgisayar sistemlerinden haber kaynaklarına ulaşıyor ve durumun bütün dünyada aynı olduğunu öğrenerek dehşete düşüyorsun. Bir süre sonra aküler boşalınca bilgisayarlar susuyor, sonra şarj edilemediği için cep telefonları da tarihe karışıyor. Senaryoyu bu şekilde devam ettirirsek birkaç ay sonra neler olurdu sence ? Ben cevap vereyim: Medeniyet dediğin şeyden en ufak bir iz kalmazdı. Taş devrine dönerdik. Bizi taş devrinden ayıran tek şey ne ateş, ne tekerlek ne de başka bir büyük buluş. Elektrik. Bizi medeni yapan her şey sadece elektrik kullanımı ile mümkün.

Sevgili Dostum, şimdi bana rüzgardan elektrik elde edilir, petrolden elektrik.. vs gibi bu kabustan kurtulma senaryoları ile gelme. Özel bir kurgudan yola çıkarak medeniyete ne kadar ince bir iplikle bağlı olduğumuzu anlatmaya çalıştım. O bahsettiğim elektriksiz hayat ortaya çıkacaksa kırsalda veya köylerde yaşayanlar en az etkilenirken biz, şehirde yaşayanlar birkaç gün içinde birbirimizi doğramaya, panik içinde sağa sola kaçışırken etrafı yakıp yıkmaya başlarız. Amerikan felaket filmleri işte böyle senaryolarla yapılıyor. “Elektriğin bittiği yer !..

Konunun ne zaman Point’e geleceğini düşünüyorsun. Şimdi tam sırası. Elektriğin bittiği yerde medeniyet nasıl bitiyorsa ses ve aydınlatma tesisatının bittiği yerde milongadan zevk alma miktarı da aynı hızla bitiyor. Son zamanlarda misafirlerimiz aydınlatma ve ses sistemlerinden ne kadar şikayetçiydi bilmiyorum ama ben kabuslar görmeye başlamıştım. Ne kadar iyi servis olursa olsun, ne kadar güzel müzikler seçilirse seçilsin hep bir şeylerin eksik ya da hatalı olduğunu bilmek beni rahatsız ediyor. Kötü bir aydınlatma ile salonun enerjisi düşüyor, insanlar dans etme isteğini kaybedebiliyor. Aynı durum kötü müzikle de ortaya çıkıyor. Geçenlerde -mesela birkaç ay önce diyelim- gittiğim bir milongada feci yüksek sesli müzik yüzünden salonu erkenden terk etmek zorunda kaldım. İsteklerimin ukalalık kabul edilmeyeceğinden emin olduğum yerlerde “şunu azaltsanız, bunu değiştirseniz” gibi önerilerimi söylüyorum Ancak bazı yerlerde düşüncelerimi kendime saklamam daha uygun oluyor. Şartları beğenmiyorsam orada fazla kalmamayı tercih edebiliyorum. Bazen de önerimi iletiyor, kabul görmüyorsa bir daha o konuya girmeyip mekanı mevcut şartlarıyla seviyor ya da sevmiyorum.

İşte bütün bu açıklamaların sonunda, Point’teki ses sisteminin tamamen değiştiğini ve mükammel hale geldiğini anlamışsındır. Ciddi bir masraf yapılarak bütün sistemler değişti ve kullanımımıza sunuldu. Bütün gece adeta huşû içinde dinledim melodileri. Bunun için otel yönetimine müteşekkirim.

Aydınlatma ise büyük oranda çözülmüş. Kenarlardaki beyaz apliklerin dimerlerinin de devreye girmesiyle bütün sistem ayağa kalkmış olacak. Bu hali bile milonganın havasını olumsuz yönde etkilemedi doğrusu. Gecenin tek sorunu böyle güzel şartları sunduğumuz milongaya sadece seksen kadar dansçının gelmiş olmasıydı. Nerede o tıka basa dolu masalar diye düşünmeden edemedim. Sökün sistemleri !..

EL FLACO DANY konusuna gelince: Genel hava “valla katılacağız ama hele şu yılbaşında ne yapacağımıza bir karar verelim, workshop işine de hemen sonra bakacağız” şeklinde. Ben çoktan kayıtları almaya başladım. Bugün de bazı ilaveler oldu. Belli ki son günlere gelindiğinde sınıflar dolmuş olacak. Geleneksel Türk yavaşlığıyla son günlerde kayıt yaptırmayı düşünenleri bir sürpriz bekleyecek gibi görünüyor.

Bir de fısıltı haberi vereyim: Milongada üç tane Fransız tangocu vardı. Serçin’e ekranda Fransız bayrağı yakma görüntüleri falan göstersek mi dedim. Bugünkü Ermeni soykırımı yasasının Fransız Meclisinden geçmesinden sonra ilk tepkiyi de biz vermiş olurduk böylece.

Şimdi yılın son perşembesi için neler yapacağımızı düşünme saati. İyi geceler dostum,

Güralp

« önceki
                Web Stat