KRALLAR VE PRENSLER
14 Ekim 2011 Cuma
Sevgili Günlük,
Geçen seferki gibi kısa bir özet yapsam burun kıvıracaksın, uzun uzun yazmaya kalkışsam benim gücüm yetmeyecek. Gel bir orta yol bulalım ve fazla uzatmadan geceyi sana anlatayım.
Saat on olmadan salonda yetmişe yakın sayıda dansçı yerlerini almıştı bile. Primetime’a gelip Sindirella çekilişimizi yaptığımız sıralarda ise yüzyirmi kadar yerli-yabancı dansçı, pistin çevresini doldurmuştu. Point’in ambiansı daha da fazlasını hakkediyor ama o kocaman koltuklarla daha fazlasını salona sıkıştırmak kolay değil. Hem pisti büyük tutup hem de sandalye sayısını azaltmamak için Suat Bey ile birlikte ne taklalar atıyoruz, bilemezsin.
Serçin’in yokluğunda yine İbrahim İlter’i mikserin başına geçirdik. Haftaiçinde hiç milongaya gitmemesine rağmen acil durumu görünce saniye düşünmeden Point'e gelmesi beni hep çok mutlu ediyor. Bir de İbrahim kendi deyimiyle DJ değil “müzik seçici”. Birgün büyünce DJ olacakmış. Ortada DJ olarak dolaşan bazılarının İbrahim gibi arkadaşlardan ders almaya ihtiyacı var diye düşünüyorum. Geçenlerde gittiğim bir milongadan çalan müzikler yüzünden adeta kaçarak çıktım. Onun için milonganın en önemli ögelerinden birinin müzik olduğunu herkesin kabul etmesini bekliyorum. Tabi standart haftalarımızda DJ’imiz Serçin olduğu için böyle bir riski hiç yaşamıyoruz.
Bu hafta Sindirella çekilişlerimizin dördüncü ve sonuncusunu gerçekleştirdik. Çekilişten hemen önce iki arkadaşa Sindirella seçilecek arkadaşa bir parçalığına prens olarak eşlik ederler mi diye sorduğumda aldığım tepkilere bakarak onlara prens değil olası bir kral rolünün bile hafif kalabileceği izlenimini edindim. Bazı insanlar basit bir eğlence ve sosyal bir animasyon için kendilerini neden bu kadar kasarlar hiç anlamam. Sonuçta gerçek bir prens görünce sorun kalmadı. Sevgili Gökdağ teklifi seve seve kabul edip son Sindirella'mızın prensi oldu ve onunla güzel bir dans etti.
Süer Hoca ve Alman misafirlerinden Süer Hocayı tanımayan başka Almanlara, Almanya’da yaşayan Türklerden Amerika’da yaşayan Türklere ve Uzakdoğu ülkelerinde yaşamayan Uzakdoğululardan Ukraynalılara kadar kırk milletten dansçı geldi. Bunlara ilaveten birçok eğitmen, uzman çavuş, er-erbaş… ee.. pardon… Birden kalabalık pistte verebileceğimiz birkaç tango şehidi(!) aklıma gelince konuları karıştırdım. Onca insan dans ederken yine ganço-boleo enerjisi veren birkaç erkek ve aldığı ya da almadığı enerjileri hiç sakınmadan boleo ve gançoya dönüştüren birkaç kadın olduğu için dansları elim yüreğimde izledim. .
Süer Hoca bu haftasonu İstanbulTango’da milonguero konulu workshoplar verecekmiş. Gerçi oranın tarzına aykırı bir eğitim ama bakalım sonuçta ne çıkacak, merak ediyorum. Her milonga, benim tercih ettiğim gibi milonguerolarla dolu olsa, son derece sönük bir tango hayatımızın olacağı kesin olurdu. Bunu büyün kalbimle kabul ediyorum. Hareketli dans eden arkadaşlar pistlere renk katıyorlar. Oysa biraz daha dikkat edip “kan kırmızısı”nı katmasalar süper olacak. Onca Avrupalı kadın dansçı gelip kimlerin dansıyla mest oluyor sanıyorsun Sevgili Dostum….
Kronik çene düşüklüğü kendini gösterdi ve sati 03 yaptık. Artık yatıp İstanbul Tango Rehberi’nin reklam çalışmalarını toparlamak için dinlenmeye geçmem lazım. Haftaya bu günlerde, elimizde Rehber’in ilk prototiplerinin dolaşıyor olması lazım.
Günlükcüm iyi geceler.
Güralp
|