ASKER YOLU
16 Şubat 2010 Salı
Sevgili Günlük,
Geçen haftanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Sanki bir solukta yaşandı, bitti. Bir koşturma, bir telaş, bir çaba… Neyseki her şey güzeldi. Önce bahar sonu ve yaz başı etkinlikleri için görüşmeler yapmak, sonra asker yemin törenine katılmak için uzun yola çıkmak. Hatta yola çıkmak için Perşembe gecesi milonganın bitişini bile bekleyememek, biraz erkenden izin alıp Point’den ayrılmak…
Özetle Manisa’da büyük oğlumun yemin törenine katıldık Günlükcüm. Yoldayken öyle bir ortamda bulunmak beni nasıl etkileyecek diye düşünüyordum. Yaşım ilerledikçe daha kolay ağlar oldum, orada da gözyaşlarıma hakim olamayacağımı tahmin ettim. Nitekim tören boyunca sık sık ya iç çektim ya da gözyaşlarımı tutamadım. Beşbin cıvarında askerin, bizi canları pahasına korumak için ordumuza ettiği bağlılık yemininin fonunda kocaman iki pankartta şunlar yazılıydı: “Güçlü Ordu”, “Güçlü Türkiye”. Bundan belki on yıl öncesine kadar bu sahneyi yaşasam başka türlü duygulanırdım. Şimdi ise içim ezildi, ağlamaya hazır çocuklar gibi dudaklarım büzüldü. Çünkü bence artık ortada ne ordunun gücü ne de kendi iradesiyle geleceğini yönlendiren bir Türkiye var. Bunun için bir daha ağladım.
Hazır aklımdayken geçen hafta yaptığım anketin sonucunu da hemen vereyim Sevgili Dostum. Tangoya başladıktan sonra İspanyolca öğrenmenin şart olduğunu düşündüm cümlesine katılıyor musunuz diye sormuştum. Sonuçta %43’lük bir gurup bu fikre katıldığını belirtmiş. Kalan %57 ise katılmıyor. Anket kağıtlarını dağıtıp toplarken yaptığımız sohbetlerde katılımcıların genelde görüşlerinin net olması ilginç geldi. Yani çok az kimse “bilmem, hiç düşünmedim” dedi. Bir kısmı ise ankete katılmadı. Zaten tangoya başlamadan önce İspanyolcayı öğrenenleri de zorla ankete sokacak değiliz ya...
Şimdilik bu kadar Dostum. Perşembe akşamını hasretle bekliyorum. Point’i özledim, oradaki sohbetleri, kısa danslarımı, Serçin’i, Suat beyi özledim.
Güralp
|