English

Günlük

« önceki

YAĞMUR TATİLİ

11 Mart 2008 Salı

Sevgili Günlük,

Sanki uzun süredir deliler gibi çalışıyor ve kendime ayıracak birkaç dakika bile bulamıyor havalarına ne zaman girdim, bilemiyorum. Şu namert İstanbul’dan birkaç günlüğüne firar etmeli diye planlar yaparak geçirdiğim günlerden sonra nihayet dün gece hareket saati geldi. Zamandan yana bir sıkıntımız olmadığı için sevgiliyle yataklı tren keyfi yapmaya karar vermiştik.

Bu yazıyı en iyisi bölümler halinde yazayım. Çünkü her şeyi dönüşte kafamda toparlayıp sana anlatmam çok zor olacak.

Bölüm 1: YATAKLI TREN

Sanırım Türkiye’de tren bir yerden bir yere gitmek için kullanılmıyor. Başka bir amacı olmalı. Yoksa aklı başında kimsenin İstanbul’dan Adana’ya 22 saati geçen bir yolculuğa katlanması olası değil. Konya bozkırlarında çevrede tek ağaç bile olmadığı için ne hızda gittiğimizi kestiremesek de insanların olduğu bölgelere geldiğimizde yürüyen insanlardan az hızlı olduğumuzu görünce asla bir yere varamayacağımızı düşünmeye başladık. Bir yere gitmek için otobüs, uçak veya araba gibi araçlar varken niye trene binilir, kim treni tercih eder, bir daha bu tip bir yolculuk için bana ne kadar para teklif etmeleri gerekir gibi sorular hala beynimin içinde dönüp duruyor.

Bu satırları sana gece yarısını epey geçtikten sonra İskenderun’a giden otobüste yazıyorum Günlükcüm. Yola çıkalı 24 saati geçti. Buralara ilkokul üçüncü sınıf tatilinden sonraki ilk gelişim olduğu için tuhaf duygular içindeyim. Demek yaklaşık olarak 40 yıl önce gelmişim. Bu şartlarda daha da sık gelinmez doğrusu.

Bölüm 2: İSKENDERUN:

Haftalardır “gelin gelin.. hava süper, hatta denize bile girenler var” diye reklamı yapılan İskenderun, bizi Yarıkkaya Fırtınası ile karşıladı. Bu fırtına ancak bir yağmurla sona erebilir diyen ulu büyükler yanılmamışlar, bugün fırtına yok ama feci yağmur var. Olsun, yine de yaşasın tatil…

Bir porsiyon gerçek künefe yemek için bu zahmete değdi mi diye hesap yapmaktan kendimi alamıyorum. Dün fırtınada uça uça çarşıya kadar yürüyüp tatlı operasyonunu gerçekleştirebilmiştik. Bugün yağmurdan çarşıya bile inemiyoruz. Plan B: Digiturk’de hangi kanalda düzgün film vardı ?...

BÖLÜM 3: ANTAKYA:

Antakya’ya gidip St Piyer kilisesi ve Mozaik Müzesini gezdik demek isterdim. Gitmesine gittik de sadece Uzun Çarşı’da bol bol gezip döndük. Yağmurdan çarşı dışına burnumuzu uzatamadık. Akşam dönüşte uygun bir milonga bulamayıp evde oturduk (aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış ya ben de öyle oldum. Sanki burada her gece milonga düzenleniyor da biz gitmiyoruz…).

BÖLÜM 4: DÖNÜŞ HEYECANI:

Birazdan gidip dönüş biletleri alınacak ve büyük olasılık Çarşamba akşama doğru İstanbul semalarına varmış olacağız. Çarşamba milongaları nerede oluyordu diye şimdiden düşünmeye başladım… Antepspor milongası gelecek hafta mıydı acaba ?..

Tatilin özeti şu, Günlükcüm: Sevgiliyle birlikteysen yağmur, fırtına veya güneş fark etmiyor. Nerede olduğun, Nereleri gezdiğin hiç fark etmiyor. Ne yediğin ne içtiğin de önemsiz.

Tek başıma 15 gün Şeysel Adalarına gitmektense bu geçirdiğim tatili bin kez tercih ederim.

Perşembeye görüşürüz Sevgili Dostum,

Güralp

« önceki
                Web Stat